İngilizce must can't cümleleri ~ birolcakir.net

İngilizce must can't cümleleri



John isn’t here yet. He must be on the way.

John henüz burada değil. Yolda olmalı


This man must be very rich. He’s got a Ferrari.


Bu adam çok zengin olmalı. Ferrarisi var.


The children must be having fun. I can hear their voices.


Çocuklar eğleniyor olmalı. Seslerini duyabiliyorum


Marry has an important exam tomorrow. She must be studying in her room.


Marry’nin yarın önemli bir sınavı var. Odasında çalışıyor olmalı


There are two rivers in there, there must be enough water for us if we can find it

Orada iki tane nehir var, eğer orayı bulabilirsek orada bizim için yeterince su olmalı.

They must have shot along the side, there was the bullets on there

Yan taraf boyunca ateş etmiş olmalılar, orada mermiler vardı.

It must be a merry place in winter with a blizzard blowing around!

Kar fırtınalarının esintileriyle kışın neşeli bir yer olmalı.

At any rate, it must be better to have only one to get injured than two

Hiç olmazsa, yalnızca bir kişinin yaralanması ikisininde yaralanmasından daha iyi olmalı.

Sema is a liar. I think, I must know Sema, enough to comprehend that. Sema bir yalancı. Sanırım, Sema’yı bunu idrak edecek kadar iyi tanıyor olmalıyım.


She can’t reject our offer, she need much money

Teklifimizi reddedemez, çok paraya ihtiyacı var.

They can’t take the risk of marry, who are born to liberty.

Özgürlük için doğanlar, evlenmeyi göze alamazlar.

John can’t be hungry. He’s just eaten.


John aç olamaz. Henüz yedi


Someone has been eating my cherries. Do you think it is John? No, it can’t be John. He hates cherries.


Birisi kirazlarımı yiyor. Sence John mu? Hayır o John olamaz. O kirazdan nefret eder.


This car is very old. It couldn’t be expensive.


Bu araba çok eski. Pahalı olamaz


Geçmiş zaman halleri


 John has changed his way. He must have seen us.


John yolunu değiştirdi. Bizi görmüş olmalı


Mr Blue has spent a lot of money on holiday. He is broke now.


Mr Blue tatilde çok para harcamış olmalı. Şimdi parasız


The cat can’t have died yet. It’s still breathing.


Kedi henüz ölmüş olamaz. Hala nefes alıyor


You couldn’t have seen me in town yesterday. I didn’t go there.


Sem beni kasabada görmüş olamazsın. Ben dün oraya gitmedim


There’s a light on in their bedroom. They couldn’t have slept yet.


Odalarında açık ışık var. Henüz uyumuş olamazlar


He lost the key. He can’t have opened the door.

Anahtarı kaybetti. Kapıyı açmış olamaz.

She couldn’t have washed the dishes. The plates are dirty.

Bulaşıkları yıkamış olamaz. Tabaklar kirli.

She can’t have gone there because she does not want to encounter with Sally

Oraya gitmiş olamaz çünkü Sally ile karşılaşmak istemez.

He couldn’t pass the class. He couldn’t have studied hard. Sınıfı geçemedi

Çok ders çalışmış olamaz.

They couldn’t have visited Merve. Merve wasn’t at home.

Merve’yi ziyaret etmiş olamazlar. Merve evde değildi.