İngilizce prepositional idioms ~ birolcakir.net

İngilizce prepositional idioms


1
above all
 bilhassa, özellikle
2
according to one tradition
bir rivayete göre (according to accounts)
3
against will
 istemeyerek, zorla
4
ahead of
 --- nın önünde gitmek
5
all of a sudden
 ansızın, birden bire (without warning)
6
all too soon
 pek erken, zamansız (ölüm vb)
7
apart from
 (1) den başka (2) --- nın yanısıra
8
arm in arm
 kol kola
9
as a rule
 kural olarak
10
as for
 as to  --- e gelince, söz konusu --- olunca
11
as opposed to
 in contrast to  --- ya karşılık, ---- ile kıyaslandığında
12
as regards
 with regard to  --- ile ilgili olarak
13
as yet
 şimdilik, henüz
14
at (the crack of) dawn
 sabahın köründe, şafakla beraber
15
at a disadvantage
 dezavantajlı durumda
16
at a discount
 indirimli fiyata (almak, satmak)
17
at a glance
 bir bakışta
18
at a high/low price
 yüksek/düşük bir fiyata
19
at a loss
 (1) ne yapacağını bilmez, şaşırmış durumda (2) zararına
20
at a time
 bir defada
21
at all costs
 ne pahasına olursa olsun
22
at any rate
 en azından
23
at any time
 her an
24
at best
 en iyi ihtimalle, taş çatlasa
25
at birth
 doğum anında, doğarken
26
at death
 ölünce, ölürken
27
at ease
 rahatı/keyfi yerinde     *** with ease  kolaylıkla
28
at first  
 ilk etapta, ilk başta
29
at first sight
 ilk bakışta
30
at full speed
 tam gazla, son hızla
31
at intervals
 aralıklarla, ara ara, zaman zaman
32
at large
 (1) firari (2) detaylı olarak (in detail = at length)
33
at last
 nihayet, sonunda
34
at least
 en azından
35
at length
 uzun uzadıya (in detail  at large)
36
at odds with
 --- ile arası bozuk olmak
37
at one time
 zamanın birinde, vaktin birinde
38
at one’s disposal
 at one’s service  birinin emrine hazır olmak
39
at one’s leisure
 boş zamanlarında
40
at random
 rasgele, tesadüfen
41
at risk
 risk altında
42
at the age of
 yaşlarında, yaşında
43
at the expense of
 at the cost of  --- nın pahasına
44
at the latest
 en geç
45
at the mercy of
 --- nın merhametine/insafına kalmış
46
at the most
 en çok, taş çatlasa 
47
at the peak of
 --- nın zirvesinde
48
at the time
 o onda (at that time)
49
at times
 from time to time  zaman zaman, bazen
50
at variance with
 --- ile ters düşmek, --- ile çelişmek
51
at war (with)
 ---- ile savaş halinde olmak
52
at will
 kendi isteğiyle
53
at work
 işte, iş yerinde
54
at worst
 en kötü ihtimalle
55
at your own risk
 olacaklardan siz sorumlusunuz (arabanızı olmadık yere park edince arabanın başına geleceklerden siz sorumlu olursunuz)
56
attach/give importance to
 önem vermek
57
back and forth
 ileri geri (hareket) (to and fro)
58
back to front
 elbisenin önünü arkasına giymek
59
be over the moon
 sevinçten havalara uçmak
60
bear grudge against
 birine karşı kin gütmek
61
bear resemblance to
 ile benzerlik göstermek
62
beat around the bush
 bin dereden su getirmek
63
Behave yourself!
 Kendine gel! Terbiyeni takın !
64
beside the point
 konu ile ilgisi olmamak X to the point
65
beyond comprehension
 anlaşılamayacak kadar karışık, detaylı
66
beyond recognition
 tanınmaz hale gelmiş (kaza sonrası ceset vb)
67
bid farewell to
 say goodbye to  veda etmek
68
blame somebody/ something for
 den dolayı birini suçlamak
69
break even
 ne kar ne de zarar etmek
70
break the ice
 iki kişinin arasındaki buzları eritmek
71
bring to light
 aydınlatmak, açığa kavuşturmak (shed light on)
72
burst into flames
 alev almak, ateş almak
73
burst into laughter/tears
 kahkahaya/gözyaşlarına boğulmak
74
by a hair’s breadth
 kıl payı
75
by accident
 kazara, tesadüfen
76
by all means
 (1) her şeye rağmen (2) elbette
77
by and by
 yakında, çok geçmeden
78
by and large
 in general  genel olarak
79
by chance
 tesadüfen
80
by coincidence
 tesadüf eseri, tesadüfen
81
by degrees
 derece derece, basamak basamak
82
by ear
 kulaktan dolma, kulaktan kulağa
83
by far
 şu ana kadar ki, o ana kadar ki olanlar arasında
84
by force
 zorla, güç kullanarak
85
by hand
 elle, elini kullanarak
86
by heart
 ezbere (from memory )
87
by large
 genellikle
88
by law
 kanunlara göre
89
by means of
 sayesinde, vasıtasıyla (by virtue of  through)
90
by mistake
 kazara ( by accident )
91
by name
 ismiyle (hitap ederken)
92
by no means
 asla, hiçbir şekilde (on no account)
93
by sight
 görünüş olarak
94
By the way
 Sırası gelmişken, Bu arada
95
by virtue of
 ---- den dolayı, nedeniyle
96
by way of
 yoluyla, üzerinden (Ankara’ya İzmir üzerinden gitmek)
97
by word of mouth
 ağız yoluyla
98
call attention to
 dikkat çekmek, vurgulamak (  point out ) 
99
can’t bear+Ving/to do
 can’t stand+Ving katlanmak, tahammül etmek
100
can’t help + Ving
 kendini alamamak, kendine hakim olamamak
101
can’t make it (to)
 önceden kararlaştırılan bir plana uyamama
102
catch a glimpse of
 gözüne ilişmek ( catch sight of )
103
catch somebody in action/in the act/red-handed
 suç üstü yakalamak
104
catch somebody unawares
 birini gafil avlamak, hazırlıksız yakalamak
105
catch/take somebody by surprise
 birini şaşırtmak  
106
catch/keep up with somebody/something
 hızına yetişmek  
107
come into being
 come into existence  meydana gelmek, var olmak
108
come to an agreement
 reach an agreement  uzlaşmaya varmak
109
come to an end
 come to a halt  sona ermek, bitmek
110
come to light
 aydınlığa kavuşmak
111
commit suicide
 intihar etmek
112
cram one’s brains
 beyin patlatmak, çok fazla çalışmak
113
derive pleasure from
 --- den zevk almak (take pleasure in)
114
develop a crash on
 birine tutulmak, birini çok sevmek
115
develop a liking for
 (birini zamanla) sevmeye başlamak
116
develop fever
 ateşi çıkmak
117
die for doing
 can’t wait to do  yapmak için can atmak
118
do away with somebody/something
 yıkmak, yok etmek, öldürmek
119
do harm to
 --- e zarar vermek
120
Do I make myself clear?
Kendimi ifade edebildim mi? Anlıyor musun?
121
do nothing but V1 (DO)
 ---- nın dışında bir şey yapmamak
122
do one’s best
 elinden gelenin en iyisini yapmak
123
do somebody a favour
 birine iyilik yapmak
124
Don’t be long!
 Sakın geç kalma *** I won’t be long  Geç kalmam!
125
Don’t make me laugh!
 Beni güldürme!
126
draw a conclusion from
 --- den sonuç çıkarmak
127
drive somebody crazy/mad
 delirtmek, çıldırtmak
128
earn a living
 make a living  geçimini sağlamak, parasını kazanmak
129
eat like a horse
 kıtlıktan çıkmış gibi yemek
130
end in a draw
 (maç, oyun vb için) berabere bitmek
131
end up in
 (hapishane, hastane vb bir yerde) son bulmak, sonuçlanmak
132
end up with
 bir şeyle sonuçlanmak
133
Enjoy it!
 Afiyet olsun!
134
every now and then
 arada sırada, zaman zaman
135
every other day
 gün aşırı, birer gün arayla
136
except for
 with the exception of -- nın haricinde, -- den başka
137
Exceptions don’t break rules!
 İstisnalar kaideyi bozmaz!
138
face to face
 yüz yüze, bire bir
139
fall asleep
 uyuya kalmak
140
fall into disfavour with
 --- ile muhalefete düşmek
141
fall into disrepute
 itibarı zedelenmek, gözden düşmek
142
fall on the same date
 --- ile aynı tarihe denk gelmek
143
fall out of love with
 aşık olduğundan ayrılmak X fall in love with
144
fall out with somebody
 birisi ile kavga etmek
145
fall short of (expectations)
 beklentiye cevap verememek
146
far from being + adjective
 (mükemmel, iyi vb) olmaktan çok uzak
147
feel at home
 kendini evinde gibi hissetmek
148
feel like + Ving
 arzu etmek, istemek
149
feel like a fish out of water
 kendini sudan çıkmış balık gibi hissetmek
150
few and far between
 once in a while  kırk yılda bir
151
find it hard/difficult TO DO
 yapmakta zorlanmak
152
for a change
 değişiklik olsun diye
153
for a fortnight
 iki haftalığına
154
for ages
 uzun bir sure
155
for certain
 for sure  kesin olarak, emin bir şekilde
156
for good
 sonsuza kadar, ebediyen (forever)
157
for instance
 örneğin (for example ) 
158
for no (good) reason
 durduk yere, sebepsiz yere
159
for once
 sadece bir kereliğine mahsus
160
for sale
 satılık
161
for short
 bir ismin kısaltması (ODTÜ, NATO, TBMM vb )
162
for some reason
 bir takım sebeplerden dolayı
163
for sure
 for certain   kesin olarak, emin bir şekilde
164
for the benefit of
 ---- nın yararı için, ---- e faydalı olması için
165
for the purpose of
 --- mek için, --- mek amacıyla
166
for the sake of
 hatırına, uğruna, aşkına
167
for the time being
 şu anda
168
from experience
 tecrübelere dayanarak
169
from memory
 by heart  ezberden
170
from now on
 şu andan/tarihten itibaren (from this date forward ) 
171
from the horse’s mouth
 ilk ağızdan (haber)
172
from time to time
 zaman zaman ( at times ) 
173
from top to head
 tepeden tırnağa
174
gain access to
 gain entrance to  --- e erişmek, --- e ulaşmak
175
gain favour with
 birisinin gözüne girmek/beğenisini kazanmak
176
get away with something
 (1) alıp kaçmak, sıvışmak (para vb)            (2) yaptığı bir kabahatin cezsını çekmemek, yanına kar kalmak
177
get along/on with somebody
 birisi ile geçinmek
178
get on somebody’s nerves
 sinirlendirmek, delirtmek
179
get stranded
 mahsur kalmak
180
get through doing something
 bir şeyi yapmakta muvaffak olmak  
181
Get well soon!
 Geçmiş Olsun! Acil Şifalar Dilerim!
182
give birth to
 doğurmak, doğum yapmak    
183
give priority/ precedence to
 (birine veya bir şeye) öncelik tanımak
184
give rise to
 give way to  sebep olmak
185
give somebody a blow
 birine darbe indirmek
186
give somebody a cold reception
 birini soğuk karşılamak
187
give somebody a lift
 birini arabayla bir yere bırakmak
188
give somebody a ring
give somebody a shout birini telefonla aramak
189
give somebody a shot
 give somebody an injection  aşı yapmak
190
give somebody a warm reception
 birini sıcak karşılamak
191
give somebody a warning
 birini uyarmak
192
give way to
 give rise to  sebep olmak, yol açmak
193
give/lend somebody a hand with something
 birine yardım etmek
194
go astray
 (1) (hayvanlar için) sürüden ayrılmak (2) (insan için) sapıtmak
195
go bankrupt
 iflas etmek
196
go by / go past
 --- nın önünden geçmek
197
go cold with somebody
 birinden soğumak
198
go crazy
 go mad  çıldırmak, kafayı yemek
199
go for a stroll
 go for a walk  take a walk  yürüyüşe çıkmak
200
go into action
 take action  harekete geçmek
201
go out of business
 iflas etmek (go bankrupt)
202
go out of hand
 kontrolden çıkmak
203
go senile
 bunamak
204
hand in hand
 el ele
205
Handle with care!
 Dikkatli taşıyın!
206
have a look at
 göz atmak ( take a look at)
207
have a memory/mind like a sieve
 berbat bir hafızası olmak
208
have a row with somebody over something
 birisiyle bir konuda tartışmak
209
have a word with somebody
 birisiyle ciddi bir konuda konuşmak
210
have an affair with
 birisiyle ilişki yaşamak
211
have an effect/impact on/upon
 etkilemek, üzerinde etkisi olmak 
212
have butterflies in one’s stomach
heyecandan midesine kramplar girmek
213
have confidence in
 güvenmek ( trust ) 
214
have difficulty/trouble (in) + Ving
 --- yapmakta zorlanmak
215
have no other choice but TO DO
 ---- yapmaktan başka çare yok
216
have to do with
 ile alakası/ilgisi olmak
217
Help yourself!
 Buyrun yiyin!
218
I haven’t the faintest/slightest idea!
 En ufak bir fikrim bile yok!
219
in (dire) need of
 --- e (çok) ihtiyacı olmak
220
in a bad temper
 asabi, sinirli
221
in a hurry
 alelacele, acelesi olmak (in haste)
222
in a mess
 darmadağınık, pislik içerisinde
223
in a moment  
  az sonra, birazdan
224
in a row
 in succession  artarda, peş peşe
225
in a way
 in some way in one way or anotherthis way or that way  şöyle veya böyle, bir şekilde
226
in accordance with
 according to  --- e göre
227
in addition to
 apart from  as well as  ---e ilaveten, --- nın yanısıra
228
in advance (of)
 önceden, peşinen
229
in agony
 in pain  acı çekerek, acı içerisinde
230
in aid of
 --- nın yararına (for the benefit of)
231
in an answer to
 in response to  in reply to  cevap/karşılık olarak
232
in an effort to
 in an attempt to  in order to  --- mek amacıyla
233
in brief
 kısaca, özetle (in short)
234
in captivity
 esaret altında, tutuklu
235
in case of
 durumunda
236
in cash
 nakit ile ödeme
237
in charge of
 ---- den sorumlu, --- ile yükümlü
238
in common with
 birisiyle veya bir şeyle ortak noktası bulunmak
239
in compliance/ agreement with
 -- uygun olarak, (emre) itaat ederek
240
in conclusion
 sonuç olarak (as a result)
241
in connection with
 --- ile bağlantılı
242
in consideration of
 göz önünde bulundurarak
243
in danger of
 --- tehlikesiyle karşı karşıya
244
in debt
 borçlu
245
in defiance of
 karşı çıkarak; karşı gelerek
246
in demand
 revaçta, rağbet gören
247
in detail
 at length  ayrıntılı bir biçimde, uzun uzadıya
248
in detention
 under arrest  göz altında, tutuklu
249
in disarray
 in a jumble  düzensiz, karmakarışık   
250
in disgust
 tiksinerek, iğrenerek
251
in due course
 zamanla, vakti gelince
252
in error
 hatalı, yanlışlıkla (at fault)
253
in exasperation
 öfkeyle, çok kızgın bir şekilde
254
in excess
 aşırı miktarda
255
in exchange for
in return for  -- nın karşılığında, -- e karşılık olarak
256
in existence
 var olan, mevcut (available)
257
in fact
 in reality  aslında, işin doğrusu
258
in fashion
 modaya uygun
259
in favour of
 --- lehinde olmak, --- taraftar olmak
260
in flames
 alevler içerisinde
261
in general
 genellikle
262
in good condition
 iyi durumda, zarar ziyan görmemiş
263
in haste
 telaşla, aceleyle (in a hurry)
264
in high spirits
 morali çok iyi, gününde (in a good mood)
265
in ink
 mürekkeple
266
in instalment
 taksitle ödeme
267
in length
 uzunluk bakımından
268
in light/view of
 --- nın işığı altında, --- yı göz önünde tutarak
269
in love with
 aşık olmak 
270
in low spirits
 morali bozuk, gününde değil (in a bad mood)
271
in moderation
 ılımlı bir şekilde, fazla abartmadan
272
in no mood for
 bir şeyi yapacak halde/psikolojide olmamak
273
in no time
 yakında, az sonra
274
in no uncertain terms
 kesin bir dille, lafı gevelemeden söylemek
275
in opposition to
 as opposed to  contrary to #AD?
276
in order
 düzenli, tertipli
277
in other words
 başka bir deyişle, diğer bir ifadeyle
278
in pain
 in agony  acı içinde
279
in part
 kısmen
280
in particular
 özellikle
281
in person
 şahsen, bire bir
282
in pieces
 paramparça
283
in place of
 --- nın yerine (instead of)
284
in practice
 uygulamada
285
in prison
 mahkum
286
in private
 özel olarak
287
in progress
 devam etmekte olan, sürmekte olan
288
in public
 alenen, açıkça, ulu orta yerde
289
in pursuit of
#AD?
290
in reality
 in fact  aslında, doğrusu
291
in relation to
 --- ile ilgili olarak
292
in reply to
 in response to  in an answer to  cevap/karşılık olarak
293
in reproach
 sitemle, yakınarak, şikayet edercesine  
294
in respect of
 in relation to  ---- ile ilgili olarak
295
in respect/regard to
 with respect/regard to  --- konusunda  
296
in response to
 in reply to  in an answer to  cevap/karşılık olarak
297
in return for
 karşılığında (in exchange for ) 
298
in season
 mevsiminde (elma, muz vb), turfanda olmayan
299
in secret
 gizli bir şekilde
300
in self-defence
 nefsi müdafaa olarak, kendini savunmak amacıyla  
301
in short
 özetle (in brief / in summary )
302
in sight
 görünürde, görünebilir (visible)
303
in silence
 sessizce
304
in store for
 --- yı bekleyen, (yapılmayı) bekleyen
305
in succession
 in a row  artarda, peş peşe  
306
in tears
 ağlamaklı, ağlayan
307
in terms of
 --- nın açısından, ---- e bakımından (with respect to)
308
in the absence of
 --- nın yokluğunda
309
in the air
 muallakta, henüz net bir karar çıkmamış
310
in the broad daylight
  güpe gündüz
311
in the case of
 --- durumunda
312
in the circumstances
 normal şartlar altında
313
in the country
 kırsal kesimde, şehir merkezinden çok uzak
314
in the course of
 --- esnasında, ---- sırasında
315
in the event of
 --- olduğu durumda
316
in the existence of
 in the presence of  -- nın varlığında/huzurunda
317
in the face/teeth of
 --- karşısında, --- e rağmen
318
in the habit of
 alışkanlığına sahip, yapmaya alışkın
319
in the limelight
 çok ilgi gören, çok göze batan
320
in the long run
  uzun vadede
321
in the mean time
 bu arada, bu süre zarfında
322
in the middle of
 --- nın ortasında
323
in the middle of nowhere
 uçsuz bucaksız bir yerde  
324
in the name of
 --- nın adına, --- nın emriyle (God,The king vb)
325
in the open
 açık alanda (out of doors)
326
in the presence of
in the existence of nın varlığında, nın huzurunda
327
in the short run
 kısa vadede
328
in the suburbs
 varoşlarda, kenar mahallede
329
in the wake of
 --- nın ardından, --- nın akabinde (savaş, felaket vb)
330
in theory
 teoride, teorik olarak
331
in time
 vaktinden biraz önce (on time  just IN time tam vaktinde )
332
in touch with
 irtibat halinde 
333
in trouble
 başı belada
334
in tune
 ahenkli
335
in turn
  sırayla
336
in vain
 boşuna, boş yere (of no avail)
337
in view of
 --- yı düşünerek, --- yı göz önüne alarak
338
in vogue
 in fashion  moda olan
339
in/out of keeping with
 --- ya uygun olarak, --- ya uymayan
340
in/with the hope of
 --- umuduyla
341
inside out
 giysinin ters yüzünü giymek   
342
instead of
 --- nın yerine (in place of)
343
irrespective of
 --- e bakılmaksızın, --- e rağmen (regardless of)
344
It is fine with me!
 Benim için bir sakıncası yok! Bana uyar!
345
It is no use/good + Ving
 ---- mak iyi olmaz/fayda etmez
346
It is raining cats and dogs
 bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
347
It suits you!
 Sana çok yakışmış!
348
judging from
 --- den yola çıkarak, --- e bakılırsa
349
jump out of one’s skin
 ödü patlamak, çok korkmak
350
jump to a conclusion
 erken (iyi düşünmeden) sonuç çıkarmak
351
Just a moment/ minute!
 Bir saniye/dakika lütfen!
352
keep abreast of
 yeni gelişmeleri öğrenmek, olup biteni öğrenmek
353
keep ahead of somebody
 birini geride bırakmak, önde gitmek
354
keep on eye on
 göz kulak olmak 
355
kick the bucket
 gebermek
356
know like the back of one’s hand
 bir yeri avucunun içi gibi bilmek
357
later in the day
 günün ilerleyen saatlerinde
358
later on
 daha sonra
359
lead a modest life
 (1) mütevazi bir hayat yaşamak (2) fakir olmak
360
leave somebody alone
(1) birini rahat bırakmak(2)birini yalnız bırakmak
361
leave somebody to his own devices
 birini kendi haline bırakmak
362
let alone DO
 ---- bir yana, ---- yapmak şöyle dursun, --- bunu bırak
363
lie in ambush
 pusuya yatmak
364
like two peas in a pod
 bir elmanın iki yarısı gibi
365
live on the dole
 işsizlik maaşı ile geçinmek
366
live up to (expectations)
 beklentiye cevap vermek
367
look forward to
 dört gözle beklemek, sabırsızlanmak
368
lose count of
 sayısını unutmak 
369
lose favour with
 birisinin gözünden düşmek
370
lose one’s consciousness
 bayılmak, bilincini kaybetmek(faint)
371
lose one’s temper
 öfkelenmek, sinirlenmek
372
lose touch with
 birisiyle irtibatı koparmak/kaybetmek
373
lose track of
 birinin/bir şeyin izini kaybetmek
374
make a bare living
 kıt kanaat geçinmek
375
make a comment on
 bir konuda yorum yapmak
376
make a fire
 ateş yakmak
377
make a fuss about
  sık boğaz etmek, üzerine çok düşmek
378
make a good point
 iyi bir konuya değinmek
379
make a living
 earn a living  geçinmek, hayatını kazanmak
380
make a recovery from
 iyileşmek ( get over ) 
381
make allowances for
 göz önünde bulundurmak, hesaba katmak
382
make contact with
 keep/get in touch withbirisiyle irtibata geçmek
383
make do with
 --- ile idare etmek, yetinmek (para vb)
384
make ends meet
 iki yakayı bir araya getirmek
385
make friends with
 birisiyle arkadaşlık kurmak
386
make fun of
 birisiyle dalga geçmek, birisiyle alay etmek
387
make most of
 en iyi şekilde faydalanmak (make the best of)
388
make oneself home
 kendini evinde gibi hissetmek
389
make room for
 yer açmak 
390
make sense of
 anlamak, --- den mana çıkarmak
391
make somebody redundant
 birini ihtiyaç fazlası görüp işten kovmak
392
make something public
 bir şeyi kamuoyuna açıklamak, izah etmek
393
make up for
 telafi etmek (compensate for)
394
make up with
 barışmak
395
make use of
 istifade etmek, yararlanmak (take advantage of)
396
Mind your own business!
 Sen kendi işine bak!
397
miss out on an opportunity
 fırsatı kaçırmak
398
moreover
 furthermore  also  ayrıca, bunun yanı sıra, üstüne üstlük
399
Not that I am aware of
 Bildiğim kadarıyla hayır!
400
now and again
 at times  from time to time  zaman zaman
401
of age
 reşit olmuş, 18 yaşından büyük X under age  reşit olmamış
402
of no avail
 futile  beyhude, boşuna, faydasız (in vain)
403
off and on
 on and off  kesintili, zaman zaman
404
off duty
 görev başında olmayan, izinli
405
offer somebody bribes
 birine rüşvet teklif etmek
406
on (that) date
 o tarihte
407
on a cruise
 kısa deniz yolculuğunda
408
on a diet
 perhizde, diyette, rejimde
409
on a large scale
 büyük ölçüde
410
on a tour/trip
 turda, gezide (iş gezisi vb)
411
on account of
 --- den dolayı, --- nın yüzünden
412
on air
 yayında (radyoda, televizyonda)
413
on all fours
 dört ayak üzerinde
414
on an empty stomach
 aç karınla, boş mideyle
415
on an expedition
 keşif gezisinde
416
on arrival
 varınca, olaşınca
417
on average
 ortalama
418
on board
 binmiş, yüklenmiş (trene, uçağa vb. )
419
on fire
 yanmakta olan (bina vb )
420
on foot
 yürüyerek (by walk)
421
on good/friendly terms with
 birisi ile iyi geçinmek  
422
on guard
 nöbette
423
on his way (to)
 --- e doğru giderken, --- nın yolunda (eve, okula, vb )
424
on holiday
 tatilde
425
on leave
 izinde, izne çıkmış
426
on loan  
 ödünç olarak, borç para / ödünç verilen (kitap, kaset )
427
on my own
 kendi başına
428
on no account
 asla (under no circumstances)
429
on occasions
 bazen, zaman zaman
430
on purpose
 kasten, maksatlı
431
on sale
 indirimli (for sale   satılık )
432
on sight
 görür görmez
433
on strike
 grevde, greve çıkmış
434
on television
 televizyonda
435
on the agenda
 gündemde
436
on the alert
 tetikte
437
on the basis of
 on the strength of  --- e dayanarak
438
on the brink/point of
 --- nın eşiğinde, --- nın ucunda (yok olmanın vb)
439
on the contrary
 tam aksine, tersine
440
on the decrease
 azalan, düşüşe geçmiş X on the increase
441
on the dot
 tam vaktinde
442
on the hour
 saat başı
443
on the increase
 artan, yükselişe geçmiş X on the decrease
444
on the other hand
 diğer taraftan, öte yandan
445
on the outskirts
 şehrin eteklerinde
446
on the phone
 telefonda konuşmak, telefona sahip olmak
447
on the point of
 --- mek üzere olmak (be about to do)
448
on the spot
 hemen, derhal (on the spot decision anlık verilen karar)
449
on the spur of the moment
 anlık verilen karar vb
450
on the strength of
 -e dayanarak (delil, teori, kanıt vb ) 
451
on the tip of one’s mind/tongue
 dilimin ucunda 
452
on the verge of
 on the edge of  kenarında, eşiğinde   
453
on the whole
 genel olarak konuşmak gerekirse (in general)
454
on vacation
 tatilde, tatile çıkmış (on holiday)
455
on/in behalf of
 --- nın adına/namına
456
once again
 once more  bir daha, yeniden
457
once in a blue moon
 once in a while  kırk yılda bir
458
one by one
 teker teker, birer birer
459
out of breath
 nefes nefese
460
out of control
 kontrol dışı 
461
out of curiosity
 out of interest  sırf meraktan, merak ettiği için
462
out of danger
 emniyette, tehlikeden uzak
463
out of date
 tarih, geçmiş 
464
out of debt
 borcu olmayan 
465
out of doors
 açık alanda yapılan etkinlik 
466
out of fashion
 demode olan 
467
out of interest
 out of curiosity  sırf meraktan, merak ettiği için  
468
out of job
 between jobs  işsiz
469
out of kindness
 sırf nezaketten/kibarlıktan dolayı
470
out of luck
 (1) talihsiz, şanssız (2) sırf şans eseri
471
out of order
 bozuk, dağınık
472
out of place
 olmadık yere konmuş eşya, bulunduğu yere ait olamayan   
473
out of practice
 elini eteğini çekmek / antrenmansız olmak 
474
out of print
 artık basılmayan, tedahülden kalkmak
475
out of reach
 ulaşılamayan X (within reach   ulaşılabilir mesafede)
476
out of season
 serada yetişmiş, turfanda (elma, muz vb)
477
out of sight
 gözden kaybolmak, görünmez (invisible)
478
out of the ordinary
 sıra dışı, olağanüstü (extraordinary)
479
out of the question
 imkansız X (in question   söz konusu )
480
out of tune
 ahenksiz, detone (şarkı vb)
481
out of use
 artık kullanılmayan (disused)
482
out of work
 işsiz (off work   izne çıkmış   on leave)
483
pay a compliment to somebody on something
 iltifatta bulunmak 
484
pay attention to
  dikkat etmek
485
peace and quiet
 huzur ve sükunet, sessiz ve sakin
486
play a trick on
 kandırmak, aldatmak ( deceive) 
487
pros and cons
 bir durumun olumlu ve olumsuz yanları  
488
Pull yourself together!
 Toparlan !  Kendine gel ! Kendine mukayyet ol !
489
put blame on
 suçlamak, suçu üzerine atmak
490
put curse on
 lanetlemek
491
put faith in
 inanmak, güvenmek
492
put into practice
 uygulamaya koymak, yürürlüğe koymak (fulfil)
493
put matters right
 işleri yoluna sokmak
494
put pressure on
 baskı uygulamak ( urge/force )
495
put somebody at ease
 birinin içine su serpmek (relieve)
496
put up with
 katlanmak, tahammül etmek  (tolerate)
497
put/lay emphasis on
 vurgulamak, dikkat çekmek
498
receive a blow
 darbe almak, darbe yemek
499
regain one’s consciousness
 ayılmak, kendine gelmek (come round)
500
regardless of
 irrespective of  --- e rağmen, --- e bakılmaksızın
501
release somebody on bail
 birini kefaletle serbest bırakmak
502
run a business
 bir işletmeyi/iş yerini idare etmek/yönetmek
503
run a high fever
 ateşler içerisinde yanmak, çok ateşi çıkmak
504
run for presidency
 başkanlığa adaylığını koymak
505
run out of time/money
 zamanın/paranın vb tükenmesi, bitmesi
506
safe and sound
 sağ salim, kazasız belasız  (intact)
507
sentence somebody to life imprisonment
 ömürboyu hapse mahkum etmek
508
set fire to
 ateşe vermek, kundaklamak (arson)
509
set somebody free
 birini serbest bırakmak
510
shed light on
 aydınlatmak, açığa kavuşturmak (bring into light)
511
sleep like a log
 kütük gibi uyumak
512
smoke like a chimney
 çok fazla sigara içmek, tiryaki olmak
513
so as to
 in order to  in an attempt/effort to  --- mek için
514
speak ill of
 birisi hakkında atıp tutmak, kötü konuşmak
515
speak with a stammer
 kekeleyerek konuşmak, kekelemek
516
stay aloof to
 birine veya bir şeye soğuk durmak, sıcak bakmamak
517
step by step
 adım adım, yavaş yavaş
518
stick to the subject
 konuya sadık kalmak, konudan sapmamak
519
strike up a friendship with somebody
 birisiyle arkadaşlık kurmak
520
take a nap
 şekerleme yapmak, uyumak
521
take advantage of
 istifade etmek, yararlanmak ( make use of ) 
522
take bribes
 birine rüşvet yedirmek
523
take care of
 ilgilenmek, bakımını üstlenmek ( look after )
524
take charge of 
 devralmak ( take over ) 
525
take into account/consideration
 hesaba katmak, düşünmek  
526
Take my word for it!
 Benim nasihatime kulak ver!
527
take no notice of
 kale almamak, iplememek (  ignore ) 
528
take offence
 alınmak, gücenmek, gücüne gitmek (resent)
529
take one’s mind off
 kafayı dağıtmak, kafayı dinlemek 
530
take part in
 katılmak (  participate in   join in ) 
531
take pleasure in
 den hoşlanmak/zevk almak (derive pleasure from)
532
take pride in
 gurur duymak (  be proud of ) 
533
take pulse
 bir hastanın nabzını ölçmek
534
take revenge on
 intikam almak
535
take somebody by surprise
catch somebody by surprise  şaşırtmak
536
take somebody/something as he/it is
 birini/birşeyi olduğu gibi kabul etmek
537
take temperature
 bir hastanın ateşini ölçmek
538
take the day/week off
 (bir günlük/haftalık) izne çıkmak
539
Take your time!
 Rahatına bak! Daha bol bol vaktin var!
540
talk behind somebody’s back
 birinin dedikodusunu yapmak
541
tell the difference between
 arasındaki farkı anlamak
542
the chances are that
 it is likely that  muhtemeldir ki, galiba --
543
the cost of living
 hayat pahalılığı
544
the other day
 bir kaç gün once, geçenlerde ( a few days ago)
545
There is no point/sense in + Ving
 --- nın bir manası yok
546
To be honest
 To be frank  doğrusunu söylemek gerekirse, dürüst olmak gerekirse
547
to the point
 konu ile ilgisi olmak
548
Try as you may/might,…
 Ne kadar uğrasırsan uğraş, …
549
under age
 reşit olmayan, 18 yaşını henüz doldurmamış X (of age) 
550
under arrest
 in detention  göz altında, tutuklu
551
under discussion
 tartışılan
552
under guarantee
 garanti altında 
553
under no circumstances
 hiç bir koşulda, asla (on no account)
554
under pressure
 baskı altında
555
under the disguise of
 --- maskesi altında
556
under the heading of
 --- başlığı altında
557
under the impression of
 --- izlenimi edinmiş 
558
under the influence of
 --- nın etkisi altında
559
under the pretext of
 --- bahanesiyle
560
under the weather
 morali bozuk (in a bad mood)
561
under/in the circumstances
 normal şartlar altında
562
up to date
 up to now  up to the present time  şu ana kadar
563
upside down
 baş aşağı
564
wander off the subject
 konudan sapmak
565
Watch your steps!
 Önüne bak! Adımlarına dikkat et!
566
What is wrong with you?
 Senin neyin var?
567
with a view to
 --- mek amacıyla
568
with ease
 kolaylıkla, rahat bir şekilde   
569
with/in respect to
 --- nın açısından, - e bakımından (in terms of)
570
without delay
 hemen, gecikmeden ( immediately )
571
without doubt
 şüphesiz
572
without fail
 aralıksız, fire vermeden, hatasız
573
without regard to
 regardless of  --- e bakmaksızın, --- olursa olsun
574
without warning  
 ansızın, pat diye, birden bire ( all at once)
575
You are kidding me!
 Benimle kafa buluyorsun! Şaka yapıyorsun!
576
You have got a point!
 Haklısın!