İngilizce colour idioms ~ birolcakir.net

İngilizce colour idioms






Beyaz
Black and whiteDoğru veya yanlış olduğu apaçık ortada olan. (if we have situation in which it’s easy for someone to understand what’s wrong and what’s right, we say ‘it’s black and white.)
As white as a sheetRengi solmuş, solgun. (very pale, ashen, pallid, wan.)
A white-knuckle rideÜrpertici, heyecan verici durum. (if something is very exciting or scary, we call it a white-knuckle ride.)
Gümüş
To be born with a silver spoon in your mouth: İngilizcedeki bu deyim, yüksek bir sosyal statüsü olan ve hayatı boyunca zengin olan insanlar için kullanılır.
To be silver-tongued: Güzel konuşan, iyi hatip. İnsanları kendileri için birşeyler yapma konusunda çabuk ikna edebilen kişiler için kullanılır.
Every cloud has a silver lining: Kötü gibi görünen bazı durumların da iyi bir tarafı olabilir. Her şerde bir hayır vardır.
Altın
As good as gold: çok sağlam, çok güvenilir; çok terbiyeli.
A heart of gold: cömert huylu, yardım sever kişilik.
Worth its weight in gold: çok faydalı, çok değerli.
Mavi
A bolt from the blue: kötü haber , olay yada felaket.
Once in a blue moon: kırk yılda bir.
Until you are blue in the face: çok kızdırmak, deli etmek, öfkeden çıldırtmak, şiddetlendirmek.

Yeşil
1. To have green fingers: (green thums) bahçecilikte, çiçek ve bitki yetiştirme konusunda yetenekli olmak.
2. The grass is always greener on the other side: Diğer durumlar, sahip olduğumuz durumlardan daima iyi görünür. (“komşunun tavuğu komşuya kaz görünür” gibi..)
3. I’m green with envy: kıskançlıktan kudurmuş, hasetten çatlayacak halde olmak.

Kırmızı
Paint the town red: cümbüş yapmak, şehri ayağa kaldırmak (eğlence)
Caught him red-handed: Birini kötü ya da illegal bir eylemin ortasında yakalamak.
It’s like a red rag to a bull: hoş olmayan ve önlenemeyen durumlara yol açacak davranışlarda bulunmak