Determiners konu anlatımı ~ birolcakir.net

Determiners konu anlatımı



 Kimi dilbilgisi kitaplarında “belirleyici, belirtici, niteleyici sözcük” olarak geçen bu kelimeler, temel olarak isimlerden ya da isim öbeklerinden (noun phrases) önce kullanılsa da sıfat değildirler. Cümlede niteledikleri isimlerin daha belirgin olarak algılanmalarını sağlarlar.

İki grup determiner vardır:

1) Bu gruptaki determiner’lar (a, an, the, my, your, his, her, its, our, their, this, these, that, those), nesneleri tanımlamaya yardımcı olurlar. Bu kelimeler yanyana kullanılmazlar. Örneğin a my friend, this your computer denmez. Onun yerine a/this … of mine/yours kalıbı kullanılır:

a friend of mine = bir arkadaşım             this computer of yours = senin bu bilgisayarın

2) Bu gruptakilerin çoğu miktar bildiren sözcüklerdir (quantifiers): some, any no, each, every, either, neither, much, many, all, both vs. Bu gruptaki sözcükler, yanyana gelebilmektedirler:

They come together every few months.
Birkaç ayda bir bir araya gelirler.

Have you got any more milk?
Biraz daha sütünüz var mı?

Şimdi determiner’ları tek tek ayrıntılı olarak inceleyelim.

The

1. The, daha önce sözü edilen ya da karşı tarafça zaten bilinen kişi ya da şeyleri anlatırken kullanılır. Genellikle ‘hangisini/hangilerini kastettiğimi biliyorsun’ anlamına gelir:

Have you locked the door?
Kapıyı kilitledin mi? (= Hangi kapıdan söz ettiğimi biliyorsun: bizim kapı)

I’ll pick you up at the station.
Seni istasyondan alırım. (= İkimizin de bildiği istasyondan)

She’s got two children: a boy and a girl. The boy’s twelve and the girl’s seven.
İki çocuğu var: bir kız, bir oğlan. Oğlan on iki, kız ise yedi yaşında.

Where are the toilets?
Tuvaletler nerede?

We spent all day at the beach.
Bütün günü kumsalda geçirdik.

I must go to the bank and change some money.
Bankaya gidip para bozdurmam lazım.

2. The, evrende tek olan ve dolayısıyla belirli olan şeylerle kullanılır:

I haven’t seen the sun for days.
Güneşi günlerdir görmedim.

We observe changes in the world’s climate.
Dünya ikliminde değişimler gözlemliyoruz.

The moon goes round the earth.
Ay, dünyanın etrafında döner.

The sky was full of stars.
Gökyüzü yıldız doluydu.

3. The, tekil bir ismin önüne gelerek o ismin ait olduğu grupla ilgili genelleme yapmak için kullanılır:

The tiger is in danger of becoming extinct.
Kaplan, soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır. (= Burada kastedilen tek bir kaplan değil, dünyadaki tüm kaplanlardır.)

The car is responsible for causing a lot of damage to our environment.
Araba, çevremize birçok zarar vermekten sorumludur.

Not: Bir grubun tüm üyeleriyle ilgili genelleme yaparken a/an kullanılmaz. Söz konusu isim çoğul yapılır:

Secretaries are usually women.
Sekreterler genellikle kadın olur.

4. The, vücudumuzla ya da organlarımızla ilgili ifadelerde kullanılır:

He has a gunshot wound in the neck.
Boynunda kurşun yarası var.

I hit him in the stomach.
Midesine vurdum.

My brother was shot in the leg.
Kardeşim bacağından vuruldu.

5. The kelimesi, ‘hospital, church, school, college, university, prison’ gibi isimlerden önce kullanılırsa, ‘bina’ kastedilir ve bu yerlere asıl amaç dışında gidildiği anlaşılır. Ancak bu yerlere asıl amaçları için gidildiğini anlatmak istiyorsak, bu isimlerden önce the kullanmamalıyız:

My son goes to school.
Oğlum okula gidiyor. (= okuyor; orada öğrenci)

My mother went to the school to see the principal.
Annem, müdürü görmek için okula gitti. (= Burada okul binası kastediliyor.)

My grandfather is in hospital.
Büyükbabam hastanede. (= hasta olarak)

She left her purse in the hospital when she was visiting Sally.
Sally’yi ziyaret ettiğinde çantasını hastanede unuttu. (= binanın içinde)

Bununla birlikte Amerikan İngilizcesinde the, asıl amaç için gidildiğinde bile ‘hospital’ ve ‘university’ kelimeleriyle kullanılır:

I was unhappy at the university.
Üniversitede mutsuzdum.

He was admitted to the hospital with minor head injuries.
Başındaki hafif yaralardan dolayı hastaneye yatırıldı.

6. The, tarihlerle ve belli zaman dilimleriyle kullanılır:

the 1940s 1940’lar
the seventies yetmişler

7. The, deniz, okyanus, nehir, çöl, ada, takımada, sıradağ, kanal, otel, sinema, tiyatro, müze ve sanat galerisi isimleriyle kullanılır:

The Pacific Ocean Pasifik Okyanusu
The Black Sea Karadeniz
The Nile Nil  Nehri
The Sahara Sahra Çölü
The West Indies Batı Hint Adaları
The Alps Alp Dağları, Alpler
The Suez Canal Süveyş Kanalı
The Grand Hotel Grand Oteli
The Odeon Odeon Sineması

Kıta, ülke, eyalet, il, kasaba, cadde, göl ve tekil dağ adlarıyla genellikle the kullanılmaz:

Africa Afrika
Turkey Türkiye
Texas Teksas
Oxford Oxford
Willow Road Willow Yolu
Lake Michigan Michigan Gölü
Mount Everest Everest
Kilimanjaro Kilimanjaro

Ancak bazı istisnalar vardır:

The United States Amerika Birleşik Devletleri
The United Kingdom Birleşik Krallık
The Netherlands Hollanda
The Sudan Sudan
The Lebanon Lübnan
The Hague Lahey

8. Gazete isimleri genellikle the ile kullanılır:

The Times                             The Washington Post

9. The, sıfatların enüstünlük (superlative) hâlleri ile ‘first, second, next, last, only, same’ gibi kelimelerin önünde kullanılır:

What’s the highest mountain in Europe?
Avrupa’daki en yüksek dağ hangisidir?

I shall never forget the first time we met.
İlk tanıştığımız zamanı hiç unutmayacağım.

This is the only smart dress I’ve got.
Elimdeki tek şık giysi bu.

Every time we come to this restaurant, you always have the same thing.
Ne zaman bu lokantaya gelsek sen hep aynı şeyi yersin.

10. The, belli sıfatların önüne gelerek onlara çoğul anlam katar:

The Japanese eat a lot of seafood.
Japonlar, çok deniz ürünü yerler.

The Irish have their own language.
İrlandalıların kendilerine ait dilleri vardır.

He’s collecting money for the blind.
Görme özürlüler için para topluyor.

The unemployed are losing hope.
İşsizler, umutlarını kaybediyorlar.

After the accident, the injured were taken to hospital.
Kazadan sonra yaralılar hastaneye kaldırıldı.

Eğer bir topluluğu anlatmak için sıfat yerine isim kullanılabiliyorsa the …ish ifadesi tercih edilmez. Mesela, the Danes (= Danimarkalılar) deriz, the Danish demeyiz ya da the Turks (= Türkler) deriz, the Turkish demeyiz.

11. The, çoğul soyadlarından önce kullanılarak o aileyi anlatır:

My sister has been living with the Wilsons for two years.
Kız kardeşim, iki yıldır Wilson’larla (Wilson ailesiyle) yaşıyor.

The Schmidts are coming to dinner on Sunday.
Schmidt’ler, pazar günü yemeğe geliyorlar.

Ancak the, iyelik durumundaki bir kişi isminden önce kullanılmaz:

The car was parked in front of Tom’s house.
Araba, Tom’un evinin önüne park edilmişti.

12. The, çalmak kastediliyorsa müzik aletlerinden ve dans isimlerinden önce kullanılır:

Brian started playing the piano when he was only nine years old.
Brian, daha dokuz yaşındayken piyano çalmaya başladı.

Can you do the waltz?
Vals yapabilir misin?

Ancak müzik aletini bir eşya olarak anlatmak istiyorsak the kullanmayız:

We are going to buy a new piano.
Yeni bir piyano alacağız.

13. The, bir kişinin ismiyle birlikte ‘şu bildiğimiz, bilinen, meşhur’ anlamında kullanılır:

‘My name’s James Bond’ ‘What, not the James Bond?’
‘Adım James Bond’ ‘Ne, bildiğimiz James Bond değil, değil mi?’

14. The, özellikle pahalı bir lokantada sipariş verirken bir yemeğin adından önce kullanılır:

I’d like the salmon, please.
Somon rica ediyorum, lütfen.

Ancak the, öğün isimlerinden önce kullanılmaz:

What are we having for dinner?
Akşam yemekte ne var?

Lunch is at 12:00.
Öğle yemeği 12:00’de.

15. The, ‘my, your, her, his, vb.’ yerine kullanılır:

I can’t remember where I parked the car. (= my car)
Arabayı (= arabamı) nereye park ettiğimi hatırlayamıyorum.

It would be nice to see you and the family sometime soon. (= your family)
Seni ve aileni bu yakınlarda görmek hoş olurdu.

Tom held his girlfriend tightly by the arm. (= by her arm)
Tom, kız arkadaşını kolundan sıkıca tuttu.

16. The, genellikle olumsuz ve soru cümlelerinde ‘yeterince, yeterli’ anlamına gelir:

I don’t think Bruce has the experience for this kind of work.
Bruce’un bu tip bir iş için yeterli deneyimi olduğunu sanmıyorum.

I haven’t got the time to talk to you now.
Seninle şu anda konuşacak yeterli zamanım yok.

I’d like to go out this evening, but I don’t think I’ve got the energy.
Bu akşam dışarı çıkmak isterim ama hiç hâlim yok.

17. Televizyondan bir eğlence aracı olarak söz ediyorsak ya da programları kastediyorsak the kullanmayız:

Do you often watch television?
Sık sık televizyon seyreder misin?

What’s on TV?
Televizyonda ne var?

Ancak televizyondan ‘alet’ ya da ‘eşya’ olarak söz ediyorsak the kullanırız:

There is a vase on the TV.
Televizyonun üzerinde bir vazo var.

The, ‘radio, cinema’ ve ‘theatre’ sözcükleriyle kullanılır:

I always listen to the radio while I’m driving.
Araba kullanırken hep radyo dinlerim.

I love going to the cinema.
Sinemaya gitmeye bayılırım.

Ancak bu kurumlardan sanatsal anlamda ya da meslek anlamında söz ediyorsak the atılabilir:

Cinema is different from theatre in many ways.
Sinema, tiyatrodan birçok bakımdan farklıdır.

George has worked in radio all his life.
George, bütün hayatı boyunca radyoda çalışmıştır.

A/An

Hangi kelimenin önüne a, hangisine an gelmesi gerektiği, doğrudan doğruya seslere dayanır. Yani söz konusu kelimenin ilk sesinin ünlü ya da ünsüz harf olmasına bağlıdır.

I want to buy a book.
Bir kitap almak istiyorum.

Book kelimesinin okunuşunun ilk sesi ‘b’dir ve ‘b’ sessiz bir harftir. Bu yüzden a kullanılmıştır.

Can I have an orange, please?
Bir portakal alabilir miyim, lütfen?

Bu örnekte ise orange kelimesinin okunuşunun ilk sesi ‘o’dur ve ‘o’ ünlü bir harftir. Bu yüzden an kullanılmıştır. Bu kurala ne kadar dikkat edilirse bizi yanıltacak kelimelerde de o derece az hata yapılır:

The exam lasted an hour.
Sınav bir saat sürdü.

Hour kelimesinin ilk harfi her ne kadar ünsüz gibi gözükse de okunuşunun (aur) ilk harfine baktığımızda ‘a’ ünlüdür ve bu yüzden an kullanılmıştır.

He is a university lecturer.
Üniversitede okutmandır.

Bu örnekte ise tam tersine university kelimesinin ilk harfi her ne kadar ünlü gibi gözükse de okunuşunun (yunivö:sıti) ilk harfine baktığımızda ‘y’ ünsüzdür ve bu yüzden a kullanılmıştır.

Kullanıldığı yerler

1. A/an, bir kişi ya da şeyden ilk kez söz edileceği zaman ya da karşımızdaki kişinin söz konusu kişi ya da şeyi daha önceden bilmediği durumlarda kullanılır:

There is a concert next week.
Haftaya bir konser var.

I have an idea.
Bir fikrim var.

2. A/an, ‘herhangi bir’ anlamında kullanılır. Bu durumda Türkçede her zaman ‘bir’ denmeyebilir. Çünkü kastedilen, sayısal anlamda ‘bir’ değildir:

I wish I had enough money to buy a new house.
Yeni bir ev almak için keşke yeterince param olsa.

They haven’t got a car.
Arabaları yok.

3. A/an, bir kişi ya da şeyin hangi sınıf, tür ya da gruba ait olduğunu söylerken, özellikle de kişilerin mesleklerinden söz ederken kullanılır:

My father is a doctor.
Babam doktor.

Peter is a liar and a cheat.
Peter, yalancı ve üçkâğıtçı.

4. A/an, tekil isimlerden önce gelerek, o ismin ait olduğu grubu temsil eder:

A cheetah can run faster than a lion.
Çita, aslandan daha hızlı koşabilmektedir. (= Burada kastedilen tek bir çita değil, doğadaki tüm çitalardır.)

A teacher needs to have a lot of patience.
Bir öğretmenin çok sabırlı olması gerekir. (= tüm öğretmenler)

A doctor must like people.
Bir doktorun insanları sevmesi lazım. (= tüm doktorlar)

5. A/an, a lot, a few ya da a great deal gibi miktar bildiren ifadelerle kullanılır:

a lot of money
çok para

a few people
birkaç kişi

6. A/an, hız, oran, fiyat gibi ifadeler ile bir şeyin ne kadarda bir yapıldığını anlatan ifadelerde kullanılır:

Meetings are held twice a month.
Toplantılar ayda iki kere yapılır.

Bananas at $3 a kilo
Kilosu 3 dolardan muz

The car was travelling at 110 miles an hour.
Araba, saatte 110 mil hızla gidiyordu.

7. A/an, normalde sayılamayan isimlerle (beer, water, tea, coffee, milk, ice-cream, chocolate …) kullanılmazlar. Ancak ‘bir bardak’ ya da ‘bir fincan’ gibi ölçek bildiren anlamda ise bu tip isimlerle kullanılabilirler:

I’ll just have a beer.
Ben bira içeceğim.

All I had for lunch was a yogurt.
Öğlende tüm yediğim bir yoğurttu.

8. A/an, gün, mevsim ya da tatil isimlerinden önce, o zaman dilimlerini belirgin kılmak için kullanılır:

He was born at nine o’clock on a Monday morning.
Bir pazartesi sabahı saat dokuzda doğdu.

We met on a wet Friday in April.
Nisanda yağmurlu bir cuma günü tanıştık.

9. A/an, ‘… isminde biri’ ya da ‘isminin … olduğunu söyleyen biri’ anlamında kişi isimlerinden önce kullanılır:

There’s a Mrs Taylor asking to see you.
Bayan Taylor isminde sizi görmek isteyen biri var.

10. A/an, ünlü kişilerin isimlerinden önce, benzer özelliklere sahip bir başkasından söz ederken kullanılır:

She may look good on the cinema screen, but she’ll never be a Greta Garbo.
Perdede iyi gözükebilir ama asla bir Greta Garbo olmayacak.

He thinks he is a Shakespeare.
Kendisini Shakespeare sanıyor.

11. Ünlem cümlelerinde sayılabilen tekil isimlerden önce:

What a pretty girl!
Ne güzel bir kız!

All

1. “Hepsi, tamamı, tüm, tümü” gibi anlamlara gelen all, hem sayılabilen çoğul isimler (plural countable nouns) hem de sayılamayan isimlerle (uncountable nouns) kullanılır:

I will buy all these books.
Bu kitapların hepsini alacağım.

All luggage will be searched.
Tüm bagaj aranacak.

All animals have to eat in order to live.
Tüm hayvanlar yaşamak için yemek zorundadır.

All imported timber must be chemically treated against disease.
İthal edilen tüm kereste, hastalığa karşı kimyasal olarak işlemden geçirilmelidir.

2. All,  aynı zamanda bir zamir (pronoun) olduğu için all of ve all the biçimlerinde de kullanılır:

All of my friends live in İstanbul.
Arkadaşlarımın hepsi İstanbul’da oturuyor.

She has eaten all the biscuits.
Bütün bisküvileri yemiş.

It is very kind of you to come all the way to meet me.
Beni karşılamak için bu kadar yolu gelmen büyük incelik.

3. Bir isimden ya da zamirden sonra da gelebilir:

She had $ 2000 under the bed and the thieves took it all.
Yatağının altında 2000 doları vardı ve hırsızlar hepsini aldı.

The cast all lined up on stage to take their bow.
Oyuncuların hepsi selam vermek için sahnede dizildiler.

Most

1. “Birçok, çoğu” anlamına gelen bu kelime, hem sayılabilen çoğul isimlerle (plural countable nouns) hem de sayılamayan isimlerle (uncountable nouns) kullanılır:

I don’t eat meat but I like most types of fish.
Et yemiyorum ama birçok balık türünü seviyorum.

Most sausages contain pork.
Birçok sosiste domuz eti var.

He ignored most advice, and did what he thought best.
Çoğu öneriyi göz ardı etti ve kendince en iyi olanı yaptı.

2. Aynı zamanda zamir (pronoun) olduğu için most of biçimiyle de kullanılır. Ancak most the gibi bir kullanımı yoktur:

I had seen most of them before.
Onların çoğunu daha önce görmüştüm.

In this school, most of the children are from China.
Bu okulda çocukların çoğu Çinli.

I’ve read most of your books.
Kitaplarınızın çoğunu okudum.

No

Hem sayılabilen tekil isimlerle (singular countable nouns) hem sayılabilen çoğul isimlerle (plural countable nouns) hem de sayılamayan isimlerle (uncountable nouns) kullanılır. Kendisi olumsuz olduğu için cümleyi de otomatik olarak olumsuz yapar:

There was no chair for the old woman to sit on.
Yaşlı kadın için oturacak sandalye yoktu.

No money was available for the operation.
Ameliyat için para yoktu.

I have no free time this week.
Bu hafta (hiç) boş zamanım yok.

We got no letters today.
Bugün mektup almadık.

No trees grow near the top of the mountain.
Dağın tepesine yakın yerlerde ağaç büyümez.

None

Of ile kullanılan ve “hiçbiri” anlamına gelen bu kelime, olumsuz olduğu için cümleyi de otomatik olarak olumsuz yapar. Çoğul isimlerle kullanıldığında fiil, ister tekil ister çoğul olur. Kelimenin none the gibi bir kullanımı yoktur:

None of my children have/has blonde hair.
Çocuklarımın hiçbirinin saçı sarı değil.

None of the houses have/has a large garden.
Evlerin hiçbirinin büyük bahçesi yok.

None of them came to the cinema.
Hiçbiri sinemaya gelmedi.

None of the furniture got wet, fortunately.
Allah’tan hiçbir mobilya ıslanmamış.

None of his relations is/are interested.
Akrabalarından hiçbiri ilgilenmiyor.

Neither

1. “Hiçbir” ya da “hiçbiri” anlamında olup tekil fiillerle kullanılır. Kendisi olumsuz olduğu için cümleyi de otomatik olarak olumsuz yapar:

Neither answer is correct.
Hiçbir yanıt doğru değil.

We’ve got a difficult decision to make, because neither option is very pleasant.
Hiçbir seçenek çok uygun olmadığı için, önümüzde almamız gereken zor bir karar var.

On two occasions she was accused of stealing money from the company, but in neither case was there any evidence to support the claims.
İki olayda da şirketten para çalmakla suçlandı ancak her iki olayda da iddiaları destekleyecek hiçbir kanıt yoktu.

2. Of ile kullanıldığı zaman, fiil hem tekil hem de çoğul olabilir:

Neither of us was having any luck.
Hiçbirimizin şansı yoktu.

Neither of the children were there.
Çocukların hiçbiri orada yoktu.

I asked two people to help me start my car, but neither of them knew what to do.
İki kişiden arabamı çalıştırmama yardım etmelerini istedim ama hiçbiri ne yapılacağını bilmiyordu.

Neither one of us is particularly interested in gardening.
Hiçbirimiz özellikle bahçıvanlıkla ilgilenmiyoruz.

Önemli Not…

None ve neither kelimeleri birbirine karışır. Eğer iki şey ya da kişiden söz ediliyorsa neither, ikiden fazla kişi ya da şeyden söz ediliyorsa none kullanılır:

None of his books have been published in Turkey. (= İkiden fazla kitabı olduğu anlaşılıyor.)
Kitaplarından hiçbiri Türkiye’de yayımlanmadı.

Neither of his books have been published in Turkey. (= İki kitabı olduğu anlaşılıyor.)
Kitaplarından hiçbiri Türkiye’de yayımlanmadı.

Both

1. “Her ikisi de” anlamına gelir ve çoğul isimlerle kullanılır:

Both children were happy with their presents.
Her iki çocuk da armağanlarına sevindiler.

In both cases, a coded warning was received from the bombers before the explosion.
Her iki olayda da, patlamadan önce bombardıman uçaklarından şifreli bir uyarı alındı.

I think it’s important to listen to both sides of the argument.
Bence bir tartışmanın her iki tarafını da dinlemek önemlidir.

Sunday’s game will be the last match of the season for both teams.
Pazar günkü maç, her iki takım için de sezonun son maçı olacak.

Traffic was moving very slowly in both directions for about an hour after the accident.
Kazadan sonra trafik bir saat kadar her iki yönde de çok yavaş akıyordu.

She sharpened the stick carefully at both ends.
Sopayı her iki ucundan dikkatlice sivriltti.

2. The, my, these gibi kelimelerle de kullanılır:

Both my parents are journalists.
Hem annem hem de babam gazeteci.

Both the young women wanted to come.
Her iki genç kadın da gelmek istedi.

Both these books have been recommended to me.
Bu iki kitap da bana önerildi.

3. Of ile de kullanılır:

Both of us want to go.
İkimiz de gitmek istiyoruz.

How was I to choose between the two? I loved both of them.
İkisi arasında nasıl tercih yapabilirdim ki? İkisine de bayıldım.

Are both of us invited, or just you?
İkimiz de davetli miyiz yoksa yalnızca sen mi davetlisin?

Either

1. İki kişi ya da şey arasında bir seçim yapmayı gerektirir. “İkisinden biri, ya o ya bu, her iki” gibi anlamları vardır. Tekil bir anlamı olduğu için tekil fiillerle kullanılır:

Unfortunately I was sitting at the table with smokers on either side of me.
Ne yazık ki her iki yanımda da sigara içenlerin olduğu bir masada oturuyordum.

There is a staircase at either end of the corridor.
Koridorun her iki ucunda da merdiven var.

No argument could move either man from this decision.
Hiçbir tartışma iki adamı da bu karardan döndüremedi.

2. Of ile de kullanılır:

Take one of the books on the table. Either of them will do.
Masadaki kitaplardan birini al. Hangisi olsa olur.

Özellikle teklifsiz dilde (informal style), çoğul fiillerle çok sık kullanılır:

I don’t think either of them are at home.
İkisinin de evde olduğunu sanmıyorum./Bence ikisi de evde değil.

Much

1. “Çok” ya da “fazla” anlamına gelen bu kelime, normal olarak soru ve olumsuz cümlelerde sayılamayan isimlerle (uncountable nouns) kullanılır:

I haven’t got much time.
Çok zamanım yok.

How much money have you got?
Ne kadar paran var?

I don’t earn much money but I enjoy my work.
Çok para kazanmıyorum ama işimi seviyorum.

That’s why he never made much money.
İşte bu yüzden çok para kazanamadı.

2. Ancak so ve too ile birlikte olumlu cümlelerde kullanılabilir:

She spends so much time here.
Burada çok fazla zaman harcıyor.

There is too much chance of error.
Çok fazla hata olasılığı var.

Mark isn’t coming to the cinema because he’s got too much work to do.
Yapacak çok işi olduğu için Mark sinemaya gelmiyor.

3. Olumlu cümlelerde much yerine a lot of, plenty of kullanılabilir:

A lot of rain fell in İstanbul last night.
Dün gece İstanbul’a çok yağmur yağdı.

They’ve always had plenty of money.
Her zaman çok paraları oldu.

Many

1. “Birçok” anlamına gelen bu kelime, sayılabilen isimlerle (countable nouns) kullanılır:

She wrote many stories.
Birçok öykü yazdı.

Michael was at the party with his many admirers.
Michael birçok hayranıyla birlikte partideydi.

How many students are there in each class?
Her sınıfta kaç öğrenci var?

I’ve met him so many times and I still can’t remember his name!
Birçok kez onunla karşılaştım ama yine de adını hatırlayamıyorum!

Very many old people live alone.
Çok fazla yaşlı kişi yalnız yaşıyor.

2. Of ile de kullanılır:

Many of the students are from Japan.
Öğrencilerin çoğu Japon.

The demand for the new type of CD player has been so great that the shop hasn’t many of them left.
Yeni model CD çalara talep o kadar çok oldu ki mağazada hiç kalmadı.

3. Many a ifadesi “birçok” anlamındadır:

Many a good climber has met his death on this mountain.
Birçok iyi dağcı bu dağda ölmüştür.

Many a man died in that battle.
O savaşta birçok kişi öldü.

Few / A Few

A few, “birkaç” gibi bir anlam taşırken few, cümleye olumsuzluk katar ve “hemen hiç, çok az” anlamı verir. Her ikisi de sayılabilen çoğul isimlerle (plural countable nouns) kullanılır:

Few people understand his theory.
Hemen hemen hiç kimse onun kuramını anlayamıyor./Çok az kişi onun kuramını anlayabiliyor.

A few people understand his theory.
Birkaç kişi onun kuramını anlayabiliyor.

There are a few cakes left over from the party.
Partiden arta kalan bir iki pasta var.

Very few people can afford to pay those prices for clothes.
Çok az kişi giysilere bu kadar para verebilir.

The town has few cinemas.
Kasabada az sayıda sinema var.

Very few cars had reversing lights.
Çok az arabanın geri vites lambası vardı.

A few, quite ya da good kelimelerinden biriyle kullanılırsa “birçok” anlamına gelir:

I saw quite a few people with that hair-cut___it must be fashionable.
Böyle saçları olan birçok insan gördüm___moda galiba.

Little / A Little

Sayılamayan isimlerle kullanılan bu kelimelerden little, cümleye “hemen hemen hiç” gibi olumsuz bir anlam katar. A little ise daha olumlu anlamda olup “biraz” demektir:

Would you like a little champagne?
Biraz şampanya ister misiniz?

We’ve made little progress.
Hemen hemen hiç ilerleme kaydetmedik./Çok az ilerleme kaydettik.

Her mother spread a little honey on a slice of bread.
Annesi, bir dilim ekmeğe biraz bal sürdü.

The student had very little money left.
Öğrencinin çok az parası kaldı/hemen hemen hiç parası kalmadı.

More

Hem sayılabilen çoğul isimlerle (plural countable nouns) hem de sayılamayan isimlerle (uncountable nouns) kullanılan bu kelime “daha çok” anlamındadır:

She kept on asking if I wanted more food.
Daha yemek isteyip istemediğimi sorup durdu.

Why are there no more seats left?
Neden daha fazla yer kalmadı?

Less

“Daha az” anlamındaki bu kelime sayılamayan isimlerle (uncountable nouns) kullanılır:

We must try to spend less money.
Daha az para harcamaya çalışmalıyız.

I eat less chocolate and fewer biscuits than I used to.
Eskiden yediğimden daha az çikolata ve bisküvi yiyorum.

The poor have less access to education.
Yoksullar daha az eğitim alıyorlar.

This car uses less petrol.
Bu araba daha az benzin yakıyor.

Konuşma dilinde less, çoğul isimlerle de kullanılır:

The company has sold less cars this year.
Şirket bu yıl daha az araba sattı.

Some

1. Sayılamayan isimler (uncountable nouns) ve sayılabilen çoğul isimlerle (plural countable nouns) kullanılır ve “bazı, biraz, birkaç” anlamlarına gelir:

If you save some money each week, we can go on holiday.
Her hafta biraz para biriktirirsen tatile çıkabiliriz.

Some children were playing in the park.
Birkaç çocuk parkta oynuyordu.

There is some cake in the kitchen if you’d like it.
Eğer istersen mutfakta biraz pasta var.

We’ve been having some problems with our TV over the last few weeks.
Son birkaç haftadır bizim televizyonla ilgili bazı sorunlar yaşıyoruz.

2. Some temel olarak olumlu cümlelerde kullanılıp sorularda kullanılmaz. Ancak karşı taraftan “evet” yanıtı beklenilen teklif ve ricalarda kullanılabilir:

Would you like some tea?
Biraz çay ister misin(iz)?

Could you give me some information?
Bana biraz bilgi verebilir misiniz?

Could you give me some idea of when the building work will finish?
İnşaat işinin ne zaman biteceği ile ilgili bana biraz fikir verebilir misiniz?

3. Belirsiz olan ya da bilinmeyen tekil bir isimle de kullanılır:

Some man at the door is asking to see you.
Kapıda adamın biri sizi görmek istiyor.

Some lucky person will win more than $ 2.000.000 in the competition.
Şanslı bir kişi yarışmadan 2 milyon dolar kazanacak.

Some idiot’s locked the door!
Geri zekâlının teki kapıyı kilitlemiş!

There must be some way you can relieve the pain.
Acıyı azaltacak bir yol olmalı.

They found the painting in some antique shop.
Tabloyu antikacının birinde buldular.

4. These, my, the gibi kelimelerle some of biçimiyle de kullanılır:

Have some of my ice-cream.
Dondurmamdan biraz alsana.

Some of the information has already been analysed.
Bilgilerin bir kısmı analiz edildi bile.

5. Kimi cümlelerde “harika, mükemmel” anlamında kullanılır:

Wow, that was some dinner!
Üf be mükemmel bir yemekti!/Ne yemekti be!

It would be some achievement if a person could make the journey to Mars and back.
Eğer bir insan Mars’a gidip dönebilirse, bu büyük bir başarı olur.

Any

1. Çoğunlukla olumsuz cümleler ile soru cümlelerinde, sayılamayan isimlerle (uncountable nouns) ve sayılabilen çoğul isimlerle (plural countable nouns) kullanılır. “Hiç” anlamına gelir:

Have you got any matches?
Hiç kibritin var mı?

I haven’t got any money.
Hiç param yok.

I don’t think there’ll be any snow this Christmas.
Bu Noel’de kar yağacağını sanmıyorum.

There’s some margarine but there isn’t any butter.
Biraz margarin var ama hiç tereyağı yok.

Any advice that you can give me would be greatly appreciated.
Bana verebileceğin her öğüt çok makbule geçer.

Are there any jobs men can do but women can’t?
Erkeklerin yapıp da kadınların yapamadığı işler var mı?

2. Belirsiz olan tekil bir isimle de kullanılabilir:

Any dictionary will give you the meaning of these words.
Herhangi bir/Hemen hemen her sözlük bu kelimelerin anlamını verir.

I go to church for weddings but not for any other reason.
Kiliseye düğün için gidiyorum, başka bir nedenden değil.

On Sundays I just wear any old thing that I happen to find lying around.
Pazar günleri elime geçirdiğim herhangi eski bir şeyi giyerim.

Any idiot with a basic knowledge of French should be able to book a hotel room in Paris.
Biraz Fransızca bilen her salak, Paris’te bir otelde oda ayırtabilir.

3. These, my, the gibi kelimelerle any of biçimiyle kullanılır:

I couldn’t understand any of the lectures.
Derslerin hiçbirini anlayamadım.

Is there any of that lemon cake left?
O limonlu pastadan kaldı mı?

I haven’t seen any of his films.
Filmlerinden hiçbirini görmedim.

Any of’dan sonra çoğul bir isim ya da zamir geliyorsa, fiil tekil de olabilir çoğul da olabilir:

If any of your friends is/are interested, let me know.
Arkadaşlarından herhangi birisi ilgilenirse haberim olsun.

Each / Every

1. Her iki kelime de tekil isimlerle kullanılır. Aralarında anlam ve kullanım açısından farklılık vardır. Every, “her …” anlamına gelir ve söz konusu kişi ya da şeyle ilgili genelleme yapar. Yani all  gibi “-in tümü” anlamındadır. Each ise, bir gruptaki birey ya da şeylerin tek tek düşünüldüğünü anlatır. Türkçeye çevirirken “her bir …” demek daha doğru olur:

Every professional violinist practises for several hours a day.
Her profesyonel kemancı her gün saatlerce pratik yapar. (Burada anlatılmak istenen profesyonel kemancıların tümüdür.)

The Queen shook hands with each player in turn after the game.
Kraliçe maçtan sonra her bir oyuncunun sırayla elini sıktı. (Burada anlatılmak istenen ise, her bir oyuncunun elinin tek tek sıkılmış olmasıdır.)

The police want to interview every employee about the theft.
Polis, her çalışanı hırsızlıkla ilgili sorgulamak istiyor.

We are open every day except Sunday.
Pazar dışında her gün açığız.

Each soldier knows the plan.
Her bir asker, planı biliyor.

Each man was reading a book.
Her adam bir kitap okuyordu.

2. Each, çoğul isimlerle kullanılmak koşuluyla each of biçiminde de kullanılır. Bu kullanımda fiil, tekil de olabilir çoğul da olabilir:

Each of the drawings is different.
Tabloların her biri farklı.

Each of the five satellites have their own orbit.
Beş uydudan her birinin kendi yörüngesi var.

Ancak every böyle bir kullanımda one of ile birlikte olmalıdır:

Every one of the rooms was occupied.
Odaların hepsi doluydu.

These paintings may look like the real thing, but every one of them is a fake.
Bu tablolar gerçeğe benzeyebilir ama hepsi sahte.

Every one of the flowers has its own colour and smell.
Çiçeklerden her birinin kendine özgü rengi ve kokusu var.

Each de aynı biçimde kullanılabilir:

She gave each one of her grandchildren $ 100.
Torunlarının her birine 100 dolar verdi.

3. Every, kimi çoğul isimlerle kullanılarak bir şeyin düzenli olarak tekrarlandığını anlatır:

Every four minutes a car is stolen in this city.
Bu kentte her dört dakikada bir araba çalınır.

Every few kilometres we passed a burnt-out jeep or truck at the side of the road.
Her birkaç kilometrede bir yolun kenarında yanmış bir cip ya da kamyon geçtik.

Other / Another

1. “Bir başka, bir tane daha” anlamındaki another tekil isimlerle kullanılır:

Would anyone like another piece of cake?
Bir kek daha isteyen var mı?

We can fit another person in my car.
Benim arabaya bir kişi daha sığdırabiliriz.

Oh, Dominic, you look as if you’re in another world.
Ah Dominic sanki başka bir dünyada gibisin.

2. Another aynı zamanda bir sayı ve çoğul isimle de kullanılabilir:

Just think, in another three months it’ll be summer again.
Düşünsene üç ay sonra yine yaz gelecek.

I’ve got another two books to read.
Okuyacak iki kitabım daha var.

3. “Başka, diğer, öteki” gibi anlamlara gelen other çoğul isimlerle, the other ise hem çoğul hem de tekil isimlerle kullanılır:

I’ve got other things to do.
Yapacak başka işlerim var.

Where is the other key for this cupboard?
Bu dolabın diğer anahtarı nerede?

What did the other members of the group think about the proposal?
Grubun diğer üyeleri teklifle ilgili ne düşünüyordu?

Half

1. Half kelimesi ya tek başına ya da of ile kullanılır:

He spends half (of) his time travelling.
Zamanının yarısını seyahat ederek geçirir.

Roughly half (of) the class are Spanish.
Sınıfın hemen hemen yarısı İspanyol.

2. Half (of) ifadesinden sonra tekil isim gelirse fiil tekil, çoğul isim gelirse fiil çoğul olur:

Half (of) my friends live in the USA.
Arkadaşlarımın yarısı ABD’de yaşıyor.

Half (of) the money is mine.
Paranın yarısı benim.

3. Miktar ve ölçü ifadelerinden sonra of kullanılmaz:

I live half a mile from here.
Buradan yarım mil uzakta oturuyorum. (… half of a mile … denmez)

I just need half a loaf of bread.
Bana sadece yarım ekmek lazım. (… half of a loaf … denmez)

4. Zamirlerden önce half of kullanılır:

Did you like the books?__I’ve only read half of them.
Kitapları beğendin mi?__Sadece yarısını okudum.

5. Eğer cümlenin anlamı açıksa half, kendisinden sonra isim gelmeden de kullanılabilir:

I’ve bought some chocolate. You can have half.
Çikolata aldım. Yarısını alabilirsin.

6. A/an, genellikle half’dan sonra gelir. Ancak ölçü birimleriyle a/an, half’dan önce de gelebilir:

Could I have half a pound of onions?
Yarım libre soğan alabilir miyim? (ya da … a half pound … da denebilir)

Several

1. “Birçok, birtakım” anlamına gelen several, sayılabilen çoğul isimlerle kullanılır:

I’ve seen that film several times.
O filmi birçok kez gördüm.

Several people have complained about the scheme.
Birçok kişi projeden şikâyet etti.

2. Of ile de kullanılır:

Several of my friends are learning Chinese at language schools in China.
Birtakım arkadaşlarım, Çin’deki dil kurslarında Çince öğreniyor.

Plenty of

“Çok, birçok” anlamına gelen plenty of, hem sayılamayan isimlerle hem de sayılabilen çoğul isimlerle kullanılır:

We’ve got plenty of time.
Çok zamanımız var.

He’s had plenty of opportunities to apologize.
Özür dilemek için birçok fırsatı oldu.

Plenty of shops open on Sunday mornings.
Birçok mağaza pazar sabahları açar.

A good many / A great many

Her iki ifade de sayılabilen çoğul isimlerle kullanılıp “birçok” anlamına gelir:

A good/great many people who voted for him in the last election will not be doing so this time.
Son seçimde ona oy veren birçok kişi bu sefer ona oy vermeyecek.

A couple of

“Birkaç, bir iki” anlamına gelip sayılabilen çoğul isimlerle kullanılır:

I met a couple of interesting people at the party.
Partide birkaç ilginç insanla tanıştım.

A good deal of / A great deal of / A great amount of

“Çok, epey ” anlamındaki bu ifadeler sayılamayan isimlerle kullanılır:

A great amount of money was wasted.
Epey para boşa gitti.

A great deal of time and effort has gone into making the software reliable.
Yazılımı güvenli hale getirmek için epey zaman ve çaba harcandı.

The new law met with a good deal of opposition.
Yeni yasaya epeyce muhalefet yapıldı.

A large number of

“Birçok, epey ” anlamındaki bu ifade sayılabilen çoğul isimlerle kullanılır. Dolayısıyla fiil de çoğuldur:

A large number of problems have to be solved.
Birçok sorunun çözülmesi gerekir.

A lot of / Lots of

“Birçok” anlamına gelen bu iki ifade, hem sayılabilen çoğul isimlerle hem de sayılamayan isimlerle kullanılırlar. Kullanılan isim çoğulsa fiil de çoğul, tekilse fiil de tekil olur:

A lot of time is needed to learn a language.
Dil öğrenmek için çok zaman gerekir.

Lots of patience is needed, too.
Çok sabır da gerekir.

A lot of my friends want to emigrate.
Birçok arkadaşım göç etmek istiyor.

There were a lot of people at the meeting last night.
Dün geceki toplantıda çok kişi vardı.

A lot of rain fell in Tekirdağ last night.
Dün gece Tekirdağ’a çok yağmur yağdı.


Etiketler : determiners quantifiers konu anlatımı determiners and quantifiers konu anlatımı pdf